Çocuklukta ilişkilerin sürekliliğine duyulan güven ve yetişkinlikte terk edilme şeması üzerine.
Bir Çocuk, Yanında Olan Birinin Kalacağını Nasıl Öğrenir?
Bir çocuk için güven, yalnızca ihtiyaç duyduğunda yanında birinin bulunmasıyla değil, o kişinin varlığının zaman içinde ne kadar öngörülebilir olduğuyla da ilişkilidir.
Bugün kendisine yakınlık gösteren birinin yarın da ulaşılabilir olacağını bilmek, üzüldüğünde veya korktuğunda yeniden aynı kişiye dönebileceğini deneyimlemek, ilişkilerin sürekliliğine dair bir güvenin oluşmasına yardımcı olur.
Bu, bakım verenin her zaman çocuğun yanında bulunması gerektiği anlamına gelmez. Ayrılıklar, uzaklaşmalar, anlaşmazlıklar ve zaman zaman karşılanamayan ihtiyaçlar her ilişkinin parçasıdır. Önemli olan, çocuğun bu deneyimler arasında ilişkinin tamamen kaybolmadığını, yakınlığın yeniden kurulabildiğini ve ihtiyaç duyduğunda güvenilir bir karşılık bulabileceğini öğrenebilmesidir.
Ancak her çocuk ilişkileri bu süreklilik içinde deneyimlemez.
Bir bakım veren fiziksel olarak sık sık uzaklaşmak zorunda kalıyor olabilir. Bir çocuk, önemli bir kayıp veya ayrılıkla karşılaşmış olabilir. Evdeki ilişkiler belirsizlik, yoğun çatışmalar ya da duygusal dalgalanmalar içeriyor olabilir.
Bazen de mesele gerçek bir ayrılıktan çok, ilişkinin ne zaman yakın ne zaman uzak olacağının öngörülememesidir.
Bir gün şefkatli ve ilgili olan bir yetişkinin başka bir gün duygusal olarak ulaşılamaz olması, çocuğun yakınlığı nasıl deneyimlediğini etkileyebilir.
Burada çocuğun yalnızca ne yaşadığı değil, yaşadıklarını anlamlandırmak ve bu deneyimlerle baş etmek için hangi imkânlara sahip olduğu da önemlidir.
Çünkü çocuk, kendisi için önemli olan ilişkilerin sürekliliğini güvence altına alabilecek bir konumda değildir.
Sevdiği insanların yanında kalmasını sağlayamaz. Onların duygusal durumlarını kontrol edemez. Bir ilişkinin neden değiştiğini veya bir ayrılığın ne kadar süreceğini her zaman anlayamaz.
Böyle bir durumda çocuk, ilişkinin devam edeceğine güvenmek yerine, onun kaybolma ihtimaline karşı sürekli hazırlıklı olmaya başlayabilir.
Yakınlık, Kaybetme İhtimalini de Beraberinde Getirdiğinde
Bir çocuğun güven geliştirebilmesi için ilişkilerinin hiç değişmemesi gerekmez.
Aksine, ilişkilerde yaşanan değişimlere rağmen bağın korunabildiğini deneyimlemek de güvenin önemli bir parçasıdır.
Ancak ilişkilerin sürekliliği yeterince öngörülebilir olmadığında, yakınlık yalnızca güven ve rahatlıkla değil, kaybetme ihtimaliyle de ilişkilendirilebilir.
Çocuk, kendisi için önemli olan kişinin uzaklaşabileceğine, duygusal olarak erişilemez hale gelebileceğine veya ilişkinin beklenmedik biçimde değişebileceğine dair bir beklenti geliştirebilir.
Bu beklenti her çocukta aynı şekilde ortaya çıkmaz.
Bazı çocuklar bakım verenlerinden ayrılmakta zorlanabilir. Bazıları onların duygusal durumlarını daha dikkatli izlemeye başlayabilir. Bazıları yakınlığın devamından emin olmak için daha fazla karşılık arayabilir.
Bazılarıysa ayrılığın yaratabileceği üzüntüyle karşılaşmamak için ihtiyaçlarını ve bağlılıklarını daha az göstermeye çalışabilir.
Bu davranışların tek bir nedeni olduğunu söyleyemeyiz. Aynı davranış farklı çocuklarda farklı anlamlar taşıyabilir.
Yine de burada önemli bir nokta var:
Bir çocuk, ilişkinin devam edeceğine yeterince güvenemediğinde, yalnızca yaşadığı ayrılıklarla değil, henüz gerçekleşmemiş ayrılıkların ihtimaliyle de baş etmeye çalışabilir.
Böylece ilişki henüz sürerken bile onun kaybedilebileceği düşüncesi çocuğun duygusal dünyasında önemli bir yer tutmaya başlayabilir.
Terk Edilme Şeması: İlişkinin Devam Edeceğine Güvenememek
Şema Terapi'de erken dönem yaşantılarımızın, kendimize, başkalarına ve ilişkilerimize dair geliştirdiğimiz bazı köklü beklentilerle ilişkili olabileceği üzerinde durulur.
Bunlardan biri terk edilme / istikrarsızlık şemasıdır.
Terk edilme şeması, kişinin kendisi için önemli olan ilişkilerin devam etmeyeceğine, yakınlık duyduğu insanların kendisinden uzaklaşabileceğine, onu bırakabileceğine veya ihtiyaç duyduğunda yanında olmayabileceğine dair güçlü bir beklenti geliştirmesiyle ilişkilidir.
Bu beklenti her zaman açıkça "Terk edileceğim" düşüncesiyle ortaya çıkmaz.
Bazen bir ilişkinin geleceğiyle ilgili yoğun bir belirsizlik hissi olarak yaşanabilir. Bazen karşımızdaki kişinin davranışlarındaki değişimlere karşı belirgin bir hassasiyetle kendini gösterebilir.
Kimi zaman da kişi, yakınlık kurduğu birine gerçekten güvenebilmek için sürekli yeni güvencelere ihtiyaç duyabilir.
Burada önemli olan, ilişkilerde ayrılık ihtimalinin varlığını fark etmek değildir. Çünkü her ilişki değişebilir ve her insan yaşamı boyunca ayrılıklarla karşılaşabilir.
Terk edilme şemasını anlamaya çalışırken üzerinde durduğumuz şey, bir ilişkinin sona erme veya değişme ihtimalinin, kişinin o ilişkiyi sürdürürken yaşadığı güven duygusunu ne ölçüde etkilediğidir.
Bir insan, karşısındaki kişinin kendisini sevdiğini biliyor olabilir. İlişkinin devam ettiğine dair somut göstergeler de bulunabilir.
Buna rağmen ilişkinin geleceğine dair güven duymakta zorlanabilir.
Çünkü zihinsel olarak bildiklerimiz ile duygusal olarak beklediklerimiz her zaman aynı doğrultuda ilerlemez.
Bir İlişki Sürerken Onu Kaybetmekten Korkmak
Yetişkinlikte yakın ilişkiler, geçmişte geliştirdiğimiz beklentilerin yeniden harekete geçebildiği alanlardan biridir.
Birine yakınlaştığımızda yalnızca o kişiyle yeni bir ilişki kurmayız. Yakınlık, bağlılık, güven ve ayrılığa dair daha önce edindiğimiz deneyimler de bugünkü ilişkilerimizi nasıl yaşadığımızı etkileyebilir.
Terk edilme şemasıyla ilişkili beklentileri olan biri için karşısındaki kişinin davranışlarındaki küçük değişiklikler bile belirgin bir anlam kazanabilir.
Daha önce sık iletişim kuran birinin bir süre daha az yazması, birlikte geçirilen zamanın azalması veya bir anlaşmazlığın ardından karşı tarafın mesafe istemesi, ilişkinin geleceğine dair yoğun bir kaygıyı harekete geçirebilir.
Elbette bu durumların her biri gerçek bir ilişki sorununa da işaret ediyor olabilir. İlişkideki belirsizlikleri yalnızca kişinin şemaları üzerinden açıklamak, karşı tarafın davranışlarını ve ilişkinin gerçek koşullarını gözden kaçırmamıza neden olur.
Bu nedenle iki şeyi birbirinden ayırmak önemlidir:
İlişkide gerçekten yaşananlar ile yaşananların bizde harekete geçirdiği beklentiler her zaman aynı şey değildir.
Örneğin karşımızdaki kişinin bir süre yalnız kalmak istemesi, ilişkinin sona erdiği anlamına gelmeyebilir.
Ancak geçmişte yakınlığın beklenmedik biçimde kaybolduğunu deneyimlemiş biri için bu mesafe, yalnızca bugünkü bir uzaklaşma olarak hissedilmeyebilir.
Daha önce yaşanan kayıpların veya belirsizliklerin bıraktığı duygular da bu deneyime eşlik edebilir.
Böyle anlarda kişi yalnızca mevcut ilişkinin geleceğinden endişelenmiyor olabilir. Aynı zamanda geçmişten tanıdığı bir güvensizlik duygusuyla yeniden karşılaşıyor olabilir.
Ve bazen henüz gerçekleşmemiş bir ayrılık, kişinin duygusal dünyasında çoktan yaşanmaya başlamış gibi hissedilebilir.
Kaybetmemek İçin İlişkide Ne Yaparız?
Terk edilme şeması, her insanda aynı ilişki davranışlarına yol açmaz.
Şema Terapi'de kişilerin benzer şemalarla farklı başa çıkma biçimleri geliştirebileceği üzerinde durulur.
Bazı insanlar, kaybetme ihtimalini azaltabilmek için ilişkiye daha sıkı tutunmaya çalışabilir.
Karşısındaki kişinin kendisinden uzaklaşmadığından emin olmak isteyebilir, daha sık iletişim kurma ihtiyacı duyabilir veya ilişkinin devam ettiğine dair tekrar tekrar güvence arayabilir.
Bu güvence kısa süreli bir rahatlama sağlasa da kişinin ilişkide kendisini güvende hissetmesi için her zaman yeterli olmayabilir.
Çünkü sorun yalnızca karşı tarafın ne söylediği değil, söylenenin ne kadar güvenilir ve kalıcı hissedilebildiğiyle de ilgili olabilir.
Bir başkası ise kaybetme ihtimalinin yarattığı duygusal zorlanmayla karşılaşmamak için yakınlıktan uzak durabilir.
Bir ilişki derinleşmeye başladığında geri çekilebilir, duygusal bağlılığını sınırlamaya çalışabilir veya kimseye fazla ihtiyaç duymamanın kendisini koruyacağını düşünebilir.
Dışarıdan bakıldığında biri ilişkiye fazlasıyla tutunurken diğeri ilişkiden uzaklaşıyor gibi görünebilir.
Ancak farklı davranışların altında, yakınlığın kaybedilebileceğine dair benzer bir beklenti bulunabilir.
Bazı kişilerse ilişkiyi kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarını, sınırlarını veya rahatsızlıklarını geri plana atabilir. Bir anlaşmazlık yaşamanın karşı tarafı uzaklaştıracağından endişe duyduklarında, ilişkide sorun olarak gördükleri konuları dile getirmekten kaçınabilirler.
Bununla birlikte, terk edilme ihtimali karşısında yoğun öfke, suçlama veya karşı tarafın davranışlarını kontrol etmeye çalışma da ortaya çıkabilir.
Bu tepkileri anlamaya çalışmak, ilişkide zarar verici davranışları haklı çıkarmak anlamına gelmez.
Kişinin kaybetme korkusu gerçek ve zorlayıcı olabilir. Ancak bu korku, karşısındaki kişinin sınırlarını ihlal etmesini veya ilişkiyi kontrol etmesini meşru hale getirmez.
Psikolojik örüntüleri anlamanın bir parçası da duygularımızla davranışlarımız arasındaki ayrımı görebilmektir.
Tanıdık Olan, Güvenli Olan mıdır?
Geçmişte yaşadığımız ilişkisel deneyimler, yetişkinlikte hangi ilişkilerin bize tanıdık geldiğini de etkileyebilir.
Öngörülemez yakınlık deneyimleriyle büyümüş biri için, duygusal olarak tutarlı ve ulaşılabilir bir ilişki başlangıçta alışılmadık gelebilir.
Buna karşılık yakınlığın zaman zaman artıp azaldığı, ilişkinin geleceğinin belirsiz olduğu veya karşı tarafın duygusal olarak ulaşılmasının güçleştiği ilişkiler daha tanıdık hissedilebilir.
Ancak tanıdık olan her zaman güvenli veya ihtiyaçlarımızı karşılayan şey değildir.
Burada kişinin bilinçli olarak kendisine iyi gelmeyen ilişkileri seçtiğini söylemek doğru olmaz.
İnsanların ilişki seçimleri yalnızca şemalarından etkilenmez. Karşılaştıkları kişiler, yaşam koşulları, değerleri, deneyimleri ve ilişki içinde zamanla ortaya çıkan pek çok etken bu seçimlerde rol oynar.
Yine de geçmişte öğrendiğimiz beklentiler, bir ilişkide neyi olağan kabul ettiğimizi ve hangi davranışlara nasıl anlam verdiğimizi etkileyebilir.
Örneğin bir insan, bir ilişkide sürekli belirsizlik yaşıyor olmasına rağmen bunu yakın ilişkilerin doğal bir parçası olarak değerlendirebilir.
Bir başkası ise karşısındaki kişinin tutarlı davranışlarına rağmen ilişkinin devam edeceğine güvenmekte zorlanabilir.
Bu iki deneyim birbirinden farklıdır.
İlkinde mevcut ilişkinin gerçekten güven vermeyen koşullarını değerlendirmek gerekebilir. İkincisinde ise geçmişten gelen beklentilerin bugünkü güven duygusunu nasıl etkilediğini anlamak önem kazanabilir.
Kimi zaman da her iki durum birlikte bulunabilir.
Bu nedenle terk edilme korkusuyla çalışırken amaç, kişiyi her koşulda ilişkide kalmaya ikna etmek değildir.
Amaç, kişinin hem ilişkide gerçekten ne yaşadığını hem de geçmişten taşıdığı beklentilerin bugünkü deneyimini nasıl etkilediğini daha açık biçimde görebilmesidir.
Güven, Birinin Hiç Gitmeyeceğinden Emin Olmak mıdır?
Yakın ilişkilerde güven duymak, karşımızdaki kişinin hiçbir zaman uzaklaşmayacağından veya ilişkinin asla sona ermeyeceğinden emin olmak değildir.
Böyle bir kesinlik insan ilişkilerinde mümkün değildir.
Güven, belirsizliğin bütünüyle ortadan kalkmasından çok, belirsizlikle karşılaştığımızda onun içinde nasıl kalabildiğimizle de ilişkilidir.
Bir anlaşmazlığın her zaman ayrılıkla sonuçlanmayabileceğini deneyimlemek, karşımızdaki kişinin kendi ihtiyaçları için zaman ayırmasının bizi artık istemediği anlamına gelmeyebileceğini görebilmek, ilişkilerde farklılıkların ve mesafelerin varlığına rağmen bağın sürdürülebileceğini öğrenmek bu sürecin parçaları olabilir.
Ancak burada güveni yalnızca kişinin kendi içinde geliştirmesi gereken bir özellik olarak görmemeliyiz.
İlişkide güven duymak, karşımızdaki kişinin davranışlarından da etkilenir.
Tutarlılık, açıklık, karşılıklı sorumluluk ve zor zamanlarda ilişkinin yeniden kurulabilmesi önemlidir.
Sürekli belirsizliğin, tehditlerin veya beklenmedik uzaklaşmaların yaşandığı bir ilişkide kişinin kendisini güvende hissetmemesi, yalnızca geçmişten gelen bir şemayla açıklanamaz.
Bu nedenle değişim, her türlü belirsizliğe tahammül etmeyi öğrenmek değildir.
Bazen belirsizlik karşısında daha farklı tepkiler geliştirmek, bazen de içinde bulunduğumuz ilişkinin gerçekten güvenilir olup olmadığını değerlendirmek gerekir.
Geçmişin Beklentileriyle Bugünün İlişkilerini Ayırabilmek
Şema Terapi'de terk edilme şemasıyla çalışmak, yalnızca geçmişteki ayrılıkları veya kayıpları hatırlamak anlamına gelmez.
Geçmiş deneyimlerin bugün hangi durumlarda yeniden harekete geçtiğini, kişinin hangi duygularla karşılaştığını ve bu duygularla baş etmek için nasıl davrandığını anlamak da sürecin önemli bir parçasıdır.
Bir insan, yakınlık duyduğu birinin uzaklaşmasından yoğun biçimde endişelendiğini fark edebilir. Ancak bu endişeyi fark etmek, onun kendiliğinden ortadan kalkmasını sağlamayabilir.
Çünkü ilişkilerin sürekliliğine duyulan güven yalnızca düşüncelerle değil, yaşantılarla da şekillenir.
Kişinin kendisini güvende hissedebildiği ilişkiler deneyimlemesi, kendi duygusal ihtiyaçlarını tanıması, belirsizlik karşısında verdiği tepkileri anlaması ve gerektiğinde farklı davranış biçimleri geliştirebilmesi önemlidir.
Bazen bu süreç, bir ilişkide sürekli güvence aramak yerine neye ihtiyaç duyduğunu daha açık biçimde ifade edebilmeyi içerir.
Bazen bir anlaşmazlığın ardından ortaya çıkan kaygıyla hemen harekete geçmeden kalabilmeyi.
Bazen de kaybetme korkusuyla sürdürdüğü bir ilişkinin kendisine gerçekten nasıl hissettirdiğini değerlendirebilmeyi.
Buradaki amaç, kişinin ayrılıklardan hiç etkilenmeyen biri haline gelmesi değildir.
Bir ilişkiyi kaybetmek üzücü olabilir. Yakın olduğumuz birinden uzaklaşmak, belirsizlik yaşamak veya önemli bir bağın sona ermesi karşısında zorlanmak insan deneyiminin bir parçasıdır.
Değişim, bu duyguları ortadan kaldırmak yerine, onların bugünkü ilişkilerimizi ne ölçüde yönlendirdiğini fark edebilmemizle de ilgilidir.
Henüz Gitmemiş Birini Kaybetmek
Terk edilme şemasını düşündüğümüzde aklımıza çoğunlukla ayrılıklar gelir.
Oysa bu şemanın zorlayıcı yanlarından biri, kişinin yalnızca gerçekleşen kayıplarla değil, gerçekleşme ihtimali olan kayıplarla da meşgul olabilmesidir.
Bir ilişki henüz devam ederken onun sona ermesinden korkmak, yakınlık kurulmuşken bu yakınlığa güvenememek ya da karşımızdaki kişinin varlığını deneyimlerken yokluğuna hazırlanmak…
Bütün bunlar, kişinin içinde bulunduğu ilişkiyle kurduğu bağı etkileyebilir.
Çünkü kaybetme ihtimali sürekli ön planda olduğunda, ilişkinin bugün sunduğu yakınlığı deneyimlemek de zorlaşabilir.
Belki de burada kendimize sorabileceğimiz soru yalnızca neden kaybetmekten korktuğumuz değildir.
Bir ilişkinin devam edeceğine güvenemediğimizde, o ilişkinin içinde nasıl bir yerden ilişki kuruyoruz? Ve geçmişte öğrendiğimiz kayıp beklentileri, bugün yaşadığımız yakınlığa ne kadar alan bırakıyor?
Geçmişte ilişkilerin sürekliliğine güvenmek için yeterince imkân bulamamış olabiliriz.
Ancak geçmişte geliştirdiğimiz beklentilerin, bugün kurduğumuz bütün ilişkilerin geleceğini belirlemesi gerekmez.
Bir ilişkinin hiçbir zaman sona ermeyeceğinden emin olamayız.
Fakat ilişkinin henüz bitmediği bir yerde, onu sürekli kaybediyormuş gibi yaşamadan bulunabilmenin yollarını zamanla öğrenebiliriz.
Bu yazı, erken dönem ilişkisel deneyimler ile yetişkinlikteki ilişki örüntülerini Şema Terapi perspektifinden ele almak amacıyla hazırlanmıştır. Burada açıklanan deneyimler her bireyde aynı şekilde ortaya çıkmaz ve tek başına psikolojik değerlendirme veya tanı niteliği taşımaz.
Kendi ilişki örüntülerinize birlikte bakmak isterseniz: Klinik Psikolog Ezgi Günay Özkan, yetişkinlerle bireysel psikoterapi görüşmelerini Çanakkale'de yüz yüze ve online olarak sürdürmektedir. Bilgi almak için iletişim sayfası üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kaynaklar
- Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner's Guide. Guilford Press.
Bu yazı bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Tanı, tedavi veya kişiye özel psikolojik değerlendirme yerine geçmez.