Görülürsem Sevilir miyim? Kusurluluk Şeması

Çocuklukta gelişen kusurluluk duygusu, utanç ve yetişkinlikte kendimizle kurduğumuz ilişki üzerine.

Bir Çocuk, Kendisi Hakkında Neye İnanacağını Nasıl Öğrenir?

Bir çocuk kendisini yalnızca kendi gözünden tanımaz. Başkalarının ona nasıl baktığı, hangi özelliklerini fark ettiği, hangi davranışlarına nasıl karşılık verdiği de kendisiyle ilgili düşüncelerinin şekillenmesinde rol oynar.

Sevildiğini, önemsendiğini ve kabul edildiğini deneyimlemek, çocuğun kendisiyle ilgili geliştirdiği duygunun önemli parçalarındandır.

Bu, çocuğun her davranışının onaylanması veya hiç eleştirilmemesi gerektiği anlamına gelmez. Çocuklar sınırlarla, anlaşmazlıklarla, yaptıkları davranışların sonuçlarıyla ve zaman zaman başkalarını hayal kırıklığına uğratmakla da karşılaşırlar.

Ancak bir davranışın uygun bulunmamasıyla, çocuğun kendisinin değersiz veya kabul edilemez hissettirilmesi arasında önemli bir fark vardır.

Bir çocuğa yaptığı bir davranışın neden uygun olmadığı anlatılabilir. Öfkelendiğinde başkalarına zarar vermesine sınır konulabilir. Bir hata yaptığında sorumluluk alması beklenebilir.

Bütün bunlar, çocuğun kendisini kötü veya sevilmeye layık olmayan biri olarak görmesini gerektirmez.

Fakat bazı çocuklar, kendilerine yöneltilen tepkilerde bu ayrımı deneyimleyemezler.

Hata yaptıklarında yalnızca davranışları değil, kişilikleri eleştiriliyor olabilir. Duyguları, görünüşleri, bedensel özellikleri, düşünceleri veya başkalarından farklı olan yanları nedeniyle küçük düşürülebilirler.

Bazen açıkça aşağılayıcı sözlerle, bazen sürekli karşılaştırılmakla, bazen de ancak belirli özelliklerini gösterdiklerinde kabul gördüklerini hissettiren ilişkilerle karşılaşabilirler.

Bu deneyimler yalnızca aile içinde yaşanmak zorunda değildir. Akran ilişkileri, okul ortamı, dışlanma, zorbalık veya kişinin farklılıkları nedeniyle maruz kaldığı olumsuz tutumlar da kendisiyle ilgili geliştirdiği inançları etkileyebilir.

Burada üzerinde durmamız gereken şey, çocuğun yalnızca hangi sözleri duyduğu değildir.

Bu sözlerin ve ilişkisel deneyimlerin ardından kendisi hakkında neye inanmaya başladığıdır.

Çünkü çocuk, kendisine yöneltilen değerlendirmelerle kendi kimliği arasındaki ayrımı her zaman yapamayabilir.

Kendisine tekrar tekrar eksik, yetersiz, yanlış veya kabul edilemez olduğu hissettirildiğinde, zamanla sorunun yaptığı bir şeyden çok kendisiyle ilgili olduğunu düşünmeye başlayabilir.

Bir Davranıştan Bütün Benliğimize Uzanan Utanç

İnsanların hata yaptıklarında pişmanlık, mahcubiyet veya suçluluk hissetmeleri olağandır.

Bu duygular, davranışlarımızı değerlendirmemize ve gerektiğinde sorumluluk almamıza yardımcı olabilir.

Ancak utanç, kimi zaman yalnızca yaptığımız davranışla sınırlı kalmaz.

Kişi bir hata yaptığında, yaptığı şeyin yanlış olduğunu düşünmek yerine kendisinin yanlış, eksik veya değersiz olduğuna ilişkin daha geniş bir duygu yaşayabilir.

Burada üzerinde durduğumuz ayrım, davranışımızı değerlendirmekle benliğimizi bütünüyle olumsuz değerlendirmek arasındadır.

Bir davranışımızdan dolayı pişman olabiliriz. Başka türlü davranmayı isteyebilir, verdiğimiz zararı onarmaya çalışabiliriz.

Fakat bunların hiçbiri, bir insan olarak değerimizin bütünüyle ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Çocuklukta tekrarlayan aşağılanma, reddedilme veya koşullu kabul deneyimleri yaşayan biri içinse bu ayrımı yapmak zorlaşabilir.

Kişi zamanla yalnızca yanlış bir şey yapmaktan değil, kendisinin bazı yanlarının başkaları tarafından görülmesinden de rahatsızlık duymaya başlayabilir.

Çünkü görülmek, yalnızca tanınmak anlamına gelmeyebilir. Aynı zamanda eleştirilme, küçük düşürülme veya reddedilme ihtimalini de beraberinde getiriyor gibi hissedilebilir.

Böylece utanç, yalnızca yaşanmış bir olayın ardından ortaya çıkan geçici bir duygu olmaktan çıkıp kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiye yerleşebilir.

Bir insan, başkalarının henüz fark etmediği bir eksikliğin kendisinde bulunduğuna inanabilir.

Ve belki de en çok, bu eksikliğin bir gün başkaları tarafından da fark edileceğinden endişelenebilir.

Kusurluluk / Utanç Şeması Nedir?

Şema Terapi'de erken dönem yaşantılarımızın, kendimize ve başkalarıyla kurduğumuz ilişkilere dair geliştirdiğimiz köklü beklentilerle ilişkili olabileceği üzerinde durulur.

Bu beklentilerden biri kusurluluk / utanç şemasıdır.

Kusurluluk şeması, kişinin kendisini önemli yönlerden eksik, değersiz, kötü, istenmeyen veya sevilmeye layık olmayan biri olarak algılamasıyla ilişkilidir.

Bu şemada kişi, başkaları kendisini gerçekten tanıdığında kabul edilmeyeceğine veya sevilemeyeceğine dair güçlü bir beklenti taşıyabilir.

Ancak burada sözünü ettiğimiz kusurluluk, kişinin gerçekten kusurlu olduğuna ilişkin nesnel bir değerlendirme değildir.

Kusurluluk şeması, kişinin kendisinde bir kusur bulunmasından çok, kendisini temelde kusurlu olarak deneyimlemesiyle ilgilidir.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü her insanın hataları, sınırlılıkları, geliştirmek istediği özellikleri ve başkalarıyla anlaşmazlık yaşayabileceği yanları vardır. Bunlara sahip olmak insan olmanın bir parçasıdır.

Kusurluluk şemasında ise kişi, kendisine ait bazı özellikleri yalnızca geliştirilmesi gereken yanlar olarak değil, kabul edilmesini veya sevilmesini engelleyen temel eksiklikler olarak görebilir.

Bu bazen fiziksel görünüşüyle, bazen kişilik özellikleriyle, bazen duygularıyla, bazen de geçmişte yaşadığı bir deneyimle ilişkili olabilir.

Kişi başkalarının kendisini bencil, yetersiz, sıkıcı, değersiz veya istenmeyen biri olarak göreceğinden korkabilir.

Bu düşünceler her zaman açıkça ifade edilmeyebilir. Hatta kişi kendisi hakkında böyle düşündüğünün farkında bile olmayabilir.

Bunun yerine eleştirilmeye karşı belirgin bir hassasiyet, kendisini başkalarıyla karşılaştırma, yakın ilişkilerde geri çekilme veya sürekli olarak yeterli görünmeye çalışma biçiminde ortaya çıkabilir.

Ancak bu davranışların herhangi biri tek başına kusurluluk şeması olduğu anlamına gelmez. İnsanların kendileriyle ilgili değerlendirmeleri, içinde bulundukları ilişkilerden ve yaşam koşullarından da etkilenir.

Burada anlamaya çalıştığımız şey, kişinin kendisine ilişkin olumsuz beklentisinin ne kadar köklü olduğu ve bu beklentinin ilişkilerini nasıl etkilediğidir.

Kendimizi Ne Kadar Gösterebiliriz?

Yakın ilişkilerde yalnızca başkalarını tanımayız. Aynı zamanda başkalarının bizi tanımasına da izin veririz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı, korkularımızı, geçmiş deneyimlerimizi ve ihtiyaçlarımızı paylaştıkça karşımızdaki kişi bizi daha yakından tanımaya başlar.

Ancak kendimizle ilgili bazı yanların kabul edilemez olduğuna inanıyorsak bu yakınlık her zaman rahatlatıcı olmayabilir.

Birine yakınlaşmak isterken aynı zamanda onun bizi ne kadar tanımasına izin vereceğimizi kontrol etmeye çalışabiliriz.

Örneğin kişi, başkalarının kendisini başarılı, güçlü veya uyumlu biri olarak görmesine alışmış olabilir. Fakat zorlandığını, kıskandığını, öfkelendiğini, hata yaptığını veya kendisini yetersiz hissettiğini göstermekten çekinebilir.

Çünkü bu yanları görünür olduğunda, karşısındaki kişinin kendisine yönelik düşüncelerinin değişeceğine inanabilir.

Bu nedenle ilişkide hangi özelliklerini göstereceğini dikkatle seçebilir. Başkalarının kabul edeceğini düşündüğü yanlarını öne çıkarırken, reddedilmesine neden olabileceğine inandığı yanlarını saklayabilir.

Burada kişinin mahremiyetini korumasıyla utanç nedeniyle kendisini saklaması arasındaki ayrımı da gözetmeliyiz.

Herkesin kendisine ait tutmak istediği düşünceler, duygular ve deneyimler olabilir. Yakınlık kurmak, kendimizle ilgili her şeyi paylaşmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez.

Ancak kişi, kendisini saklamasının nedeni olarak mahremiyet ihtiyacından çok reddedilme beklentisini deneyimliyorsa, ilişkide farklı bir güçlük ortaya çıkabilir.

Bir başkası tarafından kabul edildiğini görse bile şu düşünce devam edebilir:

Beni gerçekten tanısaydı yine böyle düşünür müydü?

Bu durumda kişi, bir ilişkide sevildiğini bilse bile sevilen kişinin gerçekten kendisi olduğuna inanmakta zorlanabilir. Çünkü karşısındaki kişinin yalnızca göstermesine izin verdiği yanlarını sevdiğini düşünebilir.

Böylece ilişkide kabul görmek, her zaman kabul edilmiş hissetmeye dönüşmeyebilir.

Sevilmek İçin Başka Biri Gibi Görünmek

Kusurluluk şeması, kimi zaman kişinin kendisinde kabul edilemez bulduğu yanları saklamasının ötesinde, sürekli olarak başka biri gibi görünmeye çalışmasıyla da ilişkili olabilir.

Kişi, ancak belirli özelliklere sahip olduğunda sevilebileceğini veya değer görebileceğini düşünebilir. Daha başarılı, daha etkileyici, daha güzel, daha güçlü veya daha kusursuz olması gerektiğine inanabilir. Bu nedenle kendisini geliştirmeye yoğun biçimde odaklanabilir.

Burada kendimizi geliştirme isteğiyle, kendimizi ancak belirli koşulları sağladığımızda kabul edilebilir bulmak arasındaki fark önemlidir.

Bir insan yeni şeyler öğrenmek, başarılı olmak veya bazı özelliklerini değiştirmek isteyebilir. Ancak bu istek, kişinin kendi değerini sürekli olarak kanıtlamak zorunda hissettiği bir çabaya dönüştüğünde farklı bir anlam kazanır.

Çünkü ulaşılan başarılar, elde edilen takdir veya başkalarının olumlu değerlendirmeleri her zaman yeterli gelmeyebilir. Bir hedefe ulaşıldığında, kişinin kendisiyle ilgili köklü yetersizlik duygusu ortadan kalkmak yerine başka bir alana taşınabilir.

Burada kusurluluk şemasını yüksek standartlar veya başarısızlık şemasıyla da karıştırmamak gerekir.

Başarısızlık şemasında kişinin başarı ve yeterlilik alanlarında kendisini başkalarından aşağı görmesi belirgin olabilir. Yüksek standartlar şemasında ise kişinin ulaşması gerektiğini düşündüğü katı beklentiler ve performans ölçütleri öne çıkabilir. Kusurluluk şemasında ise daha temel bir değerlendirme söz konusudur:

Yeterince iyi olduğumu gösteremezsem, olduğum halimle kabul edilmeyeceğim.

Bu şemalar birbirine eşlik edebilir. Ancak aynı anlama gelmezler.

Dolayısıyla kişinin sürekli başarılı olmaya çalışmasının altında yalnızca başarı isteği değil, kendisinin kabul edilemez olduğuna dair bir beklenti de bulunabilir.

Bir İnsan Kendisini Kusurlu Hissettiğinde İlişkilerinde Ne Yapar?

Kusurluluk şeması her insanda aynı biçimde ortaya çıkmaz. Şema Terapi'de kişiler, benzer şemalarla farklı başa çıkma biçimleri geliştirebilirler.

Bazı insanlar, kendileriyle ilgili olumsuz beklentileriyle uyumlu ilişkilere yönelebilir veya bu ilişkilerin içinde kalabilir. Sürekli eleştirildikleri, küçümsendikleri ya da değersiz hissettirildikleri ilişkiler, kendileriyle ilgili zaten taşıdıkları düşünceleri pekiştirebilir.

Ancak bir kişinin zarar gördüğü ilişkilerde bulunmasını yalnızca kendisini kusurlu hissetmesiyle açıklayamayız. İlişkinin koşulları, güç dengeleri, korku, ekonomik ve sosyal imkânlar gibi pek çok etken kişinin seçeneklerini etkileyebilir. Zarar verici davranışların sorumluluğu, bu davranışları gerçekleştiren kişiye aittir.

Bazı insanlar ise reddedilme ihtimaliyle karşılaşmamak için yakın ilişkilerden uzak durabilir. Birine kendisini açmamak, sosyal ortamlarda daha geri planda kalmak veya başkalarıyla arasına belirli bir mesafe koymak, utanç duygusuyla karşılaşmaktan korunmanın yolları haline gelebilir.

Bir başkası ise kendisindeki kusurluluk duygusunu hissetmemek için sürekli güçlü, başarılı veya üstün görünmeye çalışabilir. Kendi hatalarını kabul etmekte zorlanabilir. Eleştiri karşısında yoğun biçimde savunmaya geçebilir veya başkalarını küçümseyerek kendi yetersizlik duygusundan uzaklaşmaya çalışabilir.

Dışarıdan bakıldığında bir kişi kendisini sürekli geri planda tutarken, diğeri kendisinden oldukça emin görünür. Ancak bu farklı davranışların altında, kişinin kendi değeriyle ilgili benzer bir kırılganlık bulunabilir.

Elbette kendinden emin davranmak veya eleştiriden hoşlanmamak tek başına kusurluluk şemasına işaret etmez.

Ayrıca kişinin geçmişte yaşadığı utanç verici deneyimler, başkalarına karşı küçümseyici veya incitici davranmasını haklı çıkarmaz. Bir başa çıkma biçiminin nasıl geliştiğini anlayabilmekle, o davranışın başkaları üzerindeki etkisinin sorumluluğunu almak birbirinden ayrı şeyler değildir. Aksine, değişimin önemli bir parçası bu ikisini birlikte ele alabilmektir.

Başkalarının Gözünden Kendimize Bakmak

Kusurluluk şemasıyla ilişkili deneyimlerde başkalarının değerlendirmeleri, kişinin kendisiyle ilgili hislerini güçlü biçimde etkileyebilir.

Bir eleştiri, yalnızca belirli bir davranışa yönelik bir geri bildirim olarak kalmayabilir. Kişinin kendisi hakkında zaten taşıdığı olumsuz beklentiyi yeniden harekete geçirebilir.

Örneğin iş yerinde yaptığı bir çalışmayla ilgili eleştiri alan biri, yalnızca çalışmasını yeniden değerlendirmek yerine kendisinin yetersiz veya değersiz olduğu duygusuyla karşılaşabilir. Yakın olduğu birinin kendisine kızması, yalnızca bir anlaşmazlık olarak değil, artık kabul edilmediğinin işareti gibi hissedilebilir. Birinin kendisiyle ilgili olumsuz düşünmesi ise belirli bir konuda anlaşamamaktan daha geniş bir anlam kazanabilir.

Ancak başkalarının değerlendirmeleriyle ilgili her hassasiyet kusurluluk şemasından kaynaklanmaz. Eleştirinin nasıl yapıldığı, kişinin bulunduğu ortam, maruz kaldığı ayrımcılık veya aşağılanma deneyimleri de bu tepkileri etkileyebilir. İncitici bir eleştiri karşısında incinmek anlaşılırdır.

Burada üzerinde durduğumuz şey, belirli bir olayın kişide kendisiyle ilgili ne kadar kapsamlı bir olumsuz değerlendirmeyi harekete geçirdiğidir.

Çünkü kişi kendisinin temelde kusurlu olduğuna inanıyorsa, başkalarının olumsuz değerlendirmeleri bu inancın kanıtı gibi hissedilebilir. Olumlu değerlendirmeleri ise aynı kolaylıkla kabul edemeyebilir.

Birisi ona değer verdiğini söylediğinde, bunun kendi gerçek kişiliğinden çok gösterdiği belirli özelliklerle ilgili olduğunu düşünebilir. Başarıları tesadüfle açıklayabilir. Takdir edildiğinde karşısındaki kişinin henüz eksikliklerini fark etmediğini varsayabilir.

Böylece olumlu deneyimler yaşansa bile kişinin kendisine ilişkin temel beklentisi değişmeden kalabilir.

Kusurlu Hissetmek, Kusurlu Olmak Değildir

İnsanlar kendileriyle ilgili geliştirdikleri düşünceleri çoğu zaman gerçekliğin doğrudan bir yansıması olarak deneyimlerler.

Uzun zamandır taşıdığımız bir düşünce, bize yalnızca bir düşünce gibi gelmeyebilir. Kendimizle ilgili değişmez bir gerçek olarak hissedilebilir.

Oysa bir insanın kendisini değersiz, yetersiz veya sevilmeye layık olmayan biri olarak deneyimlemesi, gerçekten öyle olduğu anlamına gelmez. Kusurluluk şemasıyla çalışırken üzerinde durulması gereken önemli ayrımlardan biri budur.

Ancak buradan kişinin bütün olumsuz özelliklerini görmezden gelmesi veya kendisini her koşulda haklı bulması gerektiği sonucunu çıkarmamalıyız. Hepimizin davranışlarımızı değerlendirmeye, hatalarımızı kabul etmeye ve kimi zaman değişmeye ihtiyacı olabilir.

Fakat bir davranışımızın sorumluluğunu almak ile bütün benliğimizi değersizleştirmek aynı şey değildir.

Örneğin bir ilişkide kırıcı davrandığımızı fark edebiliriz. Bunu kabul etmek, verdiğimiz zararı anlamak ve davranışımızı değiştirmeye çalışmak önemlidir. Ancak bu davranışımızın, bir insan olarak bütünüyle sevilmeye veya kabul edilmeye layık olmadığımızı gösterdiğini düşünmek farklı bir değerlendirmedir.

Bir insanın davranışları eleştirilebilir, sınırlandırılabilir ve değişmesi gerekebilir. Ancak bunlar kişinin bütün varlığının değersiz olduğu anlamına gelmez.

Bu ayrımı yalnızca zihinsel olarak anlamak da her zaman yeterli olmayabilir. Çünkü utanç, kişinin kendisine ilişkin düşüncelerine olduğu kadar duygusal deneyimlerine de yerleşebilir.

Kendimizle Kurduğumuz İlişki Değişebilir mi?

Şema Terapi'de kusurluluk şemasıyla çalışmak, yalnızca kişinin kendisi hakkında daha olumlu düşünmesini sağlamak değildir.

Kişinin kendisini hangi durumlarda değersiz veya kabul edilemez hissettiğini, bu duyguların hangi deneyimlerle ilişkili olabileceğini ve bugün yaşamını nasıl etkilediğini anlamak önemlidir.

Kişi, eleştirildiğinde hangi düşüncelerin harekete geçtiğini fark edebilir. Bir ilişkide hangi yanlarını sakladığını, ne zaman kendisini geri çektiğini veya neden sürekli olarak yeterli görünmeye çalıştığını anlamaya başlayabilir.

Ancak kişinin bunları fark etmesi, utanç duygusunun kendiliğinden ortadan kalkacağı anlamına gelmez.

Bir insan, kendisini değersiz hissetmesinin geçmiş deneyimleriyle ilişkili olabileceğini biliyor olabilir. Buna rağmen yakın olduğu biri tarafından eleştirildiğinde aynı yoğun utancı yaşayabilir. Çünkü erken dönemde şekillenen duygusal beklentiler, yalnızca mantıksal açıklamalarla değişmeyebilir.

Şema Terapi'de kişinin geçmiş deneyimlerini yeniden anlamlandırması, kendisine yönelttiği eleştirel tutumları fark etmesi ve ihtiyaçlarına farklı biçimlerde yaklaşabilmesi üzerinde çalışılabilir.

Bu süreç, kişinin kendisini yalnızca başkalarının değerlendirmeleri üzerinden tanımlamaktan uzaklaşmasını da içerebilir. Bazen kendi duygularına daha fazla yer açmayı, bazen bir hata yaptığında kendisiyle nasıl konuştuğunu fark etmeyi, bazen de yakın ilişkilerde kendisini saklama ihtiyacını anlamayı gerektirebilir.

Ayrıca kişinin kendisine yönelttiği eleştirilerle çevresinden gerçekten aldığı olumsuz tepkileri birbirinden ayırabilmesi de önemlidir.

Çünkü değişim, başkalarının her türlü davranışını tolere etmeyi öğrenmek değildir. Bazen kişinin kendisini değersiz hissettiren ilişkileri yeniden değerlendirmesi, sınır koyması veya bulunduğu ortamda yaşadığı olumsuz koşulları fark etmesi gerekebilir.

Kendimize dair köklü beklentilerimizi değiştirmek, dünyadaki bütün ilişkileri güvenli veya kabul edici varsaymamızı gerektirmez. Ama geçmişte karşılaştığımız değerlendirmelerin, bugün kendimizi görmenin tek yolu olmak zorunda olmadığını fark etmek mümkün olabilir.

Görülmek, Yalnızca Kabul Edilme İhtimali midir?

Bir insanın kendisini başkalarına göstermesi, her zaman kolay bir deneyim değildir.

Yakınlık kurduğumuzda yalnızca beğendiğimiz özelliklerimiz değil, zorlandığımız, kararsız kaldığımız, hata yaptığımız ve başkalarından farklı olduğumuz yanlarımız da görünür hale gelebilir.

Bu nedenle yakınlık, kabul görme ihtimali kadar anlaşılmama veya reddedilme ihtimalini de içerir.

Ancak kendimizi temelde kusurlu olarak deneyimlediğimizde, bu ihtimaller arasındaki denge değişebilir. Başkalarının bizi gerçekten tanımasının, sonunda mutlaka bir hayal kırıklığına veya reddedilmeye yol açacağını düşünebiliriz.

Bu beklentiyle kendimizin bazı yanlarını sürekli saklamaya, düzeltmeye veya başkalarının kabul edeceği biçimlere dönüştürmeye çalışabiliriz.

Oysa bir başkasının bizi tanıması, her özelliğimizi beğenmesi veya bütün davranışlarımızı onaylaması anlamına gelmez. Yakın ilişkilerde anlaşmazlıklar yaşayabilir, birbirimizin bazı özelliklerinden hoşlanmayabilir ve zaman zaman birbirimizi hayal kırıklığına uğratabiliriz.

Bütün bunlara rağmen ilişkide saygı, yakınlık ve kabulün devam etmesi mümkün olabilir.

Belki de bu nedenle kusurluluk şeması üzerine düşünürken yalnızca başkalarının bizi nasıl gördüğüne değil, bizim kendimize nasıl baktığımıza da dönmemiz gerekir.

Kendimizde kabul edilemez bulduğumuz şeyleri ne zaman ve nasıl böyle görmeye başladık? Hangi değerlendirmeleri zamanla kendimize ait düşünceler haline getirdik? Ve bugün, kendimize ilişkin bu beklentilerin dışında başka bir deneyime ne kadar alan açabiliyoruz?

Bir zamanlar başkalarının gözünde kusurlu hissettirilmiş olmak, kendimizi bugün de aynı gözle görmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.

Belki de değişim, bütün kusurlarımızı ortadan kaldırmaya çalışmaktan çok, kendimizi yalnızca kusurlarımız üzerinden tanımlamamayı öğrenmekle ilgilidir.

Çünkü bir insanın görülmeye ve kabul edilmeye duyduğu ihtiyaç, kusursuz olmasına bağlı değildir.

Bu yazı, erken dönem ilişkisel deneyimler, utanç ve yetişkinlikteki ilişki örüntülerini Şema Terapi perspektifinden ele almak amacıyla hazırlanmıştır. Burada açıklanan deneyimler her bireyde aynı şekilde ortaya çıkmaz ve tek başına psikolojik değerlendirme veya tanı niteliği taşımaz.

Kendinizle kurduğunuz ilişkiye birlikte bakmak isterseniz: Klinik Psikolog Ezgi Günay Özkan, yetişkinlerle bireysel psikoterapi görüşmelerini Çanakkale'de yüz yüze ve online olarak sürdürmektedir. Bilgi almak için iletişim sayfası üzerinden ulaşabilirsiniz.

Kaynaklar

  • Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner's Guide. Guilford Press.

Bu yazı bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Tanı, tedavi veya kişiye özel psikolojik değerlendirme yerine geçmez.